Ana içeriğe atla

ÖLÜMDEN ÖTEYE BİR KÖY VAR : MARS

İki türlü ölmek vardır dünyada. Biri yaşarken, diğeri son nefesi vererek ölmek . Son nefesini vermektense, yaşarken ölmeyi yeğleyenler ezici çoğunluğu oluşturduğu için; yaşarken ölmektense son nefesini vermeyi yeğleyenlere tüm dünyada " kahraman " denir. Kahramanların matematiği basittir. İnsan önünde sonunda ölecektir ki, kendinden önceki herkesin bir şekilde ölmesi onu buna ikna etmiştir. Neticede ölüm kaçınılmaz ise kaderi zorlamanın da bir anlamı yoktur. Eğer tek bir canlı bile ölmemeyi başarabilseydi, insan ırkı ölümsüzlüğe tapar, tüm kutsallarını elinin tersiyle bir köşeye iterdi. Ne var ki hâlâ zayıftır ve yer altına namzettir insan ve bunun da bilincindedir. Canlıların doğadaki gücü, ölebilme ihtimallerinin çeşitliliği ile çok alakalıdır. Bu ihtimal ne kadar çok ise, o canlı o kadar zayıftır. Bir karıncayı öldürecek ihtimaller aşağı yukarı bellidir. Ölmeme ihtimali de öyle. Yani bir karıncaya otomobil çarpıp ölme riskinin matamatiksel bir karşılığı tabiki vardır ancak bu bir realite değildir. Bir antilop doğada çakalın, kurdun, aslanın avı olur, yada kaza geçirir ayağı kırılır, yürüyemez, beslenemez ve ölür. Ama alkole bağlı karaciğer yağlanmasından ölme ihtimali zayıftır. İnsanların arasında dolaşmasına rağmen , çatıdan kafasına kiremit düşüp ölen bir köpek de ömrü hayatınızda duymamış olduğunuz bir şeydir belkide. İnsanı aklınıza gelebilecek herşey ile öldürebilirsiniz ! Eski Çin'in meşhur işkence yöntemlerinden biri de , kişinin saçını kazıyıp , tam kafasının üzerinden ritmik aralıklarla bir damla su bırakmaktır. Bir süre sonra kafasının içine işleyen sese dayanamayan kişi önce çıldırır, sonra büyük bir acıyla ölür. Bir damla suyla! İnsan doğada zayıftır, çok zayıftır. Bu farkındalığı onu, güçlü olan hayvanları taklit edip ölümden uzak tutmaya itmistir. Buna ölü numarası yapmak dahil ! Bazen ölümün kendisinin,kişiyi ölümden kurtarması da kendi içinde tuhaf bir ironidir ve Türklerin içinde buna çivi çiviyi söker denir. Taklitlerin asıllarını yaşattığı, bir felsefe olarak doğrudur ancak sadece insan, taklit ettiği aslını yok etmekten kendini alıkoyamayan psikopatca bir bencilliğe sahiptir. Çünkü zekanın duygulara hizmet ettiği bir mekanizmada, "diğerleri" geri plana itilmiştir. Bu itilmişlik insan ırkının kendi içerisinde de geçerlidir. Afrika kıtasında her gün otuz beş bin çocuk, açlık ve açlığa bağlı hastalıklar nedeni ile ölürken, büyük devletler böyle bir sorunu olmayan Libya, Irak ve Suriye'ye demokrasi ve barış getirme söylemlerine ikna edecek büyük bir kitle bulabilir, hatta kendi liderlerini kendi halklarına diktatör oldukları gerekçesi ile katlettirebilirler. Bunu yaparken de en yakın müttefiklerini, " krallıkla yönetilen ve yönetimi babadan oğula geçen " bir ülkeden seçebilirler. Dünyada başka bir hiç canlı, insanınki kadar yaşama isteği ile dolu da değildir. Kedi yada köpek besleyenler iyi bilir. Sadık minik dostunuz hasta olup da öleceğini anlayınca, huzur içinde ölmek ve belki de sizi üzmemek için evinden uzaklara gider ve ıssız bir kuytuta ruhunu teslim eder. Yaşama telaşı taşımadan , büyük bir soğukkanlılık ve kabullenişle yapar bunu. Ama insan son ana kadar yaşamak ister. Tarihin en önemli psikopatlarından biri olan Hitler, Yahudi kıyımına başladığında, bir öldürme şekli olarak " gaz odalarını " keşfetmişti. Yine bir gün, içinde kadın ve çocukların da olduğu bir grup Yahudi 'yi banyo yapma yalanı ile bir gaz odasına tıkıp, onlara zehirli gaz soluttuktan sonra,kontrol için odaya giren bir doktor gördüğü manzara karşısında çok ilginç bir tespit yapmıştır. Kurbanlar bir duvarın köşesinde karton kutular gibi üst üste yığılmışlar ve öylece son nefeslerini vermişlerdir. İlginç olan bu şanssız ceset yığınının diziliş şeklidir. En altta çocuklar ve yaşlılar, ortada kadınlar ve en üstte genç erkekler vardır. Yani boğazlarına gazın zehiri zerk olup da soluk alamayan insanlar son ana kadar yaşamaya ve o gaye ile hava alabileceği bir düzeye çıkmaya çalışmış ve bunu yaparken bazılarını aşağı çekmiş, kendinden başka hiç kimseyi düşünememiştir. Semavi dinler, son düzlükte ölümün kutlu bir seramoni ve sonsuz yaşama geçiş için yegane şans olduğu konusunda insanoğlunun büyük bir kısmını ikna etse de, yine de ölenin arkasından ağlamayı ve ölümden korkmayı bırakabilmiş sayılmayız. Tüm korkularının üzerine bir aslan gibi atılmaktan çekinmeyen insanoğlunun, değersizliğinin yüzüne vurulduğu en önemli olay ,şüphesiz evrenin merkezi sandığı dünyanın, galakside oldukça önemsiz bir kütleye sahip soluk mavi bir nokta olduğunu ve öküzlerin boynuzlarında olmadığını anladığı zamandır. Yaşamak ve doya doya nefes almak için tek şansı olan dünyayı, aç gözlülüğü ve bencilliğine kurban eden insan ırkının, tümünün ölmemesi de sadece yüzleştiği bu gerçeğe bağlıdır : Başka dünyalara ! Mars gezegeni, yakın bir gelecekte tehlikeye girecek olan insan ırkının devamı için bilim insanlarınca şimdilik tek şans olarak görülüyor. Nasa gibi kurumlar ve Elon Musk gibi sivil liderler, uzaya yerleşmenin ve orada yaşamanın şartlarını zorluyorlar. Hali hazırda parasını peşin ödeyip, ilk kolonide olmak için ismini yazdıran seksen bin kişi olduğunu da hemen hatırlatayım. Nereden nereye... Dünyada vereceğimiz nefesler sayılı. Hepimize uzayda güzel ölümler dilerim. Bu arada bir Türk ata sözü ile bitirelim. Ölümden öteye bir köy var : MARS

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

BENİ BURADA BIRAK

Kötü bir kabusun üzerine , yüzümde zincir gibi terlerle  uyanabilmeyi ne çok isterdim. Bizden öncekilerin tarih boyunca anlamladırmaya çalıştığı ama başaramadığı bu saçma hayatın , aslında sıradan gerçeklerin mantıklı bir kombinasyonu ve nasıl olsa benim gibi herkesin de bir ölümlü olduğunu kendime tekrar  hatırlatır, geceleyin tost ekmeğinin arasına çift kaşar koyardım sakince... Göbeğimi de yanıma alır, gece programlarına takılırdım. Gözüm yine dalar, yarın ki güzel sabahıma keyifli bir  ağız şapırdatırdım. Ancak bu yoğun karabasanlar artık canımı yakmaya başladığından beri, uykularım da yörüngesinden çıktı. Uzayda amaçsız süzülen, çizgili pijama giyinmiş bir uyur gezerim! Cebimdeki paket bir düşerse yanlışlıkla, tüm galaksi sigaraya başlarmış gibi geliyor. Uzay ne kadar kalabalık ve yalnız; aynı İstanbul gibi... Canım yandıkça, göçmen bir kuşun kanatlarına yapışıyor çığlığım, sıcak yerlere göçüyor kötü kehanetim, mutsuz yuvalar, son darbeyi benden yiyip bahtsızlıg...

Üzüntü Lambasının Cinleri

En erken anılarımdan biridir bu fotoğraf. Bir kurban bayramı sabahıydı, o yüzden Esin’ le ben cicileri giyinmişiz , babam ve büyük amcam kurban kesecek.  Sahi böyle kaç şey hatırlıyorum o yaşlara dair. Mahallemizde dere vardı mesela hatırlıyorum. Benden büyükler o dereden su içildiğini söylese de , ben yetişemedim. Ben dereyi gördüğümde kadınlar kenarına çömelmiş çamaşır yıkıyordu. Benim çocuğum ise üzerine beton dökülüp, kemik hastanesinden İnci Sokağa kadar merdiven yapılmış halini gördü. Geceleyin ıssız bir vakit o merdivenden yürürseniz, bir çığlık gibi hala  sesini duyabilirsiniz.  Neden geçmişe gidince hep üzülürüm. Eğlenceli şeyler de çok aslında çok gülmüşüz yaşarana dek gözlerimiz.Ama sanırım insan çok özlediği şeyin bir daha geri gelmeyeceğini bildiğinde , tüm duygular üzüntüde birleşiyor. Özlem de , şefkat de , sevgi de , minnet de…Hepsi aynı üzüntü lambasına sığmayı başarıyor. Ne zaman lambanın tozunu temizlemeye başlasan, içinden binlerce cin çıkar. Hepsi iyi...

KARANLIK SEVER ÖLÜLERİ

Seni son gördüğümde kısa Vinston bir milyondu. Oradan biliyorum vergisi ödenmiş karşılaşmalarımızı. Üstünü hep bıraktığım kötü yaşanmışlıkların . Seni en son gördüğümde cep telefonlarının en küçük olanı makbuldü. Yılanlarla oynardık, zehirli yılanlar kendilerini sokunca biterdi camdan hayatları. Sonra yokladım hafızamı... Mahallede bir bakkal vardı son hatırladığım, Payton'un orda bir yerde, abim bir top almıştı bana, kahverengi tonlarında küçük bir top, en son bunları hatırlıyorum. Ayçiçek tarlası, incir ağaçları, karayemiş. Bir de bize hiç kızmayan hacı anne vardı. Egzos sesleri tabanca gibi patlamıyordu henüz, cırcır böcekleri sıralarını savmamıştı. Ölümüne şişe toplardık bazen de sigara paketinin gümüş kağıdını. İlk zenginlik hayallerimiz yemyeşil çimenlerin nemine gömülmüştü yağmurla. Lan ne kötü bir sigaraydı maltepe! Hayır içtiğimden değil bildiğin element eksikliğinden. Discovery deyince aklımıza aşağı mahalle gelirdi, fight clup denilince yine ora...